taht-ı kadem
youtube twitter
Kalp Gözü / Frithjof Schuon

 
 


Kalp Gözü kitabı Schuon'un erken dönem yazılarından oluşur. Kitabında gelenekselci ekolün temel kavramlarını ve bu kavramların birbirleri ile bağlarını ve ilişkilerini ele alır. Kavramların pek çoğu ilk kez duyduğumuz kavramlar değil kuşkusuz. Ancak Schuon kavramları ele alırken modern bakışın, modern dünyanın kirlerinden, paslarından arındırır gibidir. Kavramlar ismen yeni değil ama içerik ve ifade ediş biçimi olarak modern insana, yeni duyulan kavramlar gibi gelebilir. Gelenekselci ekole yabancı hatta karşıt modern düşünce akımları mensuplarınca safsata olarak bile değerlendirilebilirler.

Gelenekselci ekolün çok önemli bir ön kabulünün olduğunu söyleyebiliriz. O da; insanoğlunun ‘Mutlak’la olan ilişkisi gerçeği. İnsan sadece yatayda, çevrede ve yeryüzünde varlığını sürdüren herhangi bir canlı değil (ki onlar da Mutlakla ilişkilidir), Mutlakla ilişkisi olan, metafizik boyutları bulunan, yeryüzü ile gökyüzü arasında konumlanan yüksek bir potansiyele sahip tanrı-insandır.

Mutlak olanın kabulü demek; Aslî hakikatin de kabulü demektir. Aslî hakikat; tüm diyalektiklerden bağımsız, aklın sahip olduğu dolaysız, kesin bilgidir. Bu kabulle insan; hayata, insana, çevreye, göğe, eşyaya, nesneye, kısaca kendine ve kendi dışındaki her şeye, a priori olarak bilinen kesin bilgi ile bakar. Bu bilgi ile bilinmeyenin farkına varmak mümkün olur. Bilinmeyenlerle bilinen arasındaki bağ ise entelektüel sezginin varlığıyla kurulabilir. Modern zamanlardaki pek çok düşünce ekolünün ve özelde rasyonalizmin, gelenekselcileri karşısına almasındaki en temel noktalardan birisi sanırız ki burasıdır. Rasyonalizm için, doğrunun kendisinden ziyade diyalektiğin uygulanabilirliği değerli görünmektedir. Bir önermeyi doğru olduğundan dolayı değil, ispatlanabilir olmasından dolayı geçerli sayar. Gelenekselci ekolse hem mantıksal hem sembolik argümanları kapsaması hasebiyle, daha geniş bir değerlendirme yapar ancak mantıksal (rasyonel) ispatla entelektüel (sembolik) ispatı birbirinden ayırmak gerektiğini söyler. Sembolik ispat aynı zamanda ontolojiktir. Zira kesin var olan bir bilgi türü ile gerçekleşir. Tüm tabii olgular Tanrının birer ispatıdır der Schuon ve bu ispat, sadece sıradan insanları değil, filozofları, bilginleri, düşünürleri de bağlar, bağlamalıdır. Rasyonalistlerin bu tabii olguların muhakeme ile kavranabildiğini söylemelerinde bir sorun yoktur. Sorun, aklın dolaysız kazandığı, a priori bilginin, kesinlik arz etmeyeceğini ispatlamak için uğraştıklarında başlar. Hal böyle olunca modern zamanlarda ve sonrası dönemlerde temas edilen tüm kavramların yeniden ele alınması, pürüzlerden, temel anlam sapmalarından temizlenmesi, kadim gelenekte en doğru şekliyle var olduğunu bilerek ve kabul ederek ifadelendirilmesi gerekmektedir. Unutmamalıdır ki Schuon, eserlerini sadece bir yazar olarak değil, Ezelî Hikmet sözcüsü olarak kaleme almıştır.

Görme ve duyma yetileri akılla doğrudan ilişkilidir. Görme statik ve bütüncüldür, duyma ise dinamik ve duyurduğu kadardır, bütün olarak algılamamızı sağlamaz. Görme statiktir, duyma ise dinamiktir. Görmedeki statiklik onu yani görülen şeyi nesnel kılar ve mekânsaldır. Duyma ise özneldir ve zamansaldır. Şu söylenebilir: Bir şeyi gördüğümüzde neden bütün olarak görmüyoruz o halde? Tam da bu noktada sadece duyu organı olarak gözün görmesi ile bilme ve sezginin eşlik ettiği, akılla uyumlu kalp gözünün gördüğü üzerinde durmak gerekir. Sadece duyu organı olarak gözün görmesi bulanıktır. Gelenekselciler için asıl görenin Kalp gözü olduğunu söylemek, hiç de zor değildir. Kalp gözü, Tanrıyı gören ve Tanrının insanı gördüğü gözle özdeştir. Kalp gözü, hem zahirde hem bâtında görür. Bu şu demektir; zahirde zihin ve duyu aracılığı ile dünyayı, bâtında akıl aracılığı ile ilahi gerçekliği görür. Bütüne yakın, çok parametreli görebilmek; aslında görmenin tam olarak kendisidir. Duyu ile görmek ise bu parametrelerden belki de sadece bir tanesidir. Aşkın doğrular; zıtlıkların, tezahür eden ve etmeyen gerçekliklerin tümünün birlikte, entelektüel sezgi ile kavranmasıyla algılanabilir ve baktığımızda bütüncül görmek, önündeki engellerden arınmış kalp gözü ile ancak mümkün olmaktadır. Bu da Mutlakla ilişki kurmuş, fizik ve metafizik, dikey ve yatay boyutları olan tanrı-insanın görüşü demektir. Yani Mutlakla ilişki kuran insanın ne görmesi herhangi bir canlının görmesidir artık ne de duyması öylesinedir.

Gerek İslam geleneğinde gerekse diğer vahiylerdeki anlatımlarda görmeye dair konulardan bahsedilir. “Tanrı âlemi gören ve görmesiyle yaratan Gözdür" ifadesiyle kainatın bir görüş olduğunu anlarız. İslam geleneğinde bu ifadenin karşılığı "Tanrı âlemi ol demesiyle yaratandır". Bu da kâinatın hem görüş hem söz-bilgi olduğunun delili gibidir. Âdem’in yaradılış kıssaları da bu ifadeyi destekler mahiyettedir. Âdem’e isimlerin öğretilmesi, sorulduğunda sadece onun söyleyebiliyor oluşu meselenin insan için ontolojik olduğunun da göstergesidir. Yani aslında "insanın anlamı bilmektir, bilmekse ilahi olanı bilmektir" der Schuon. Her bilginin, gerçekliğin bilgisi olduğunu söylemek mümkündür. Kâinat bilgi olduğu içindir ki ona giden yol da bilgidir. İlahi olanı bilmek, bütüncül bilgiye ermektir ve onun tasdikidir. Nazarî bilgi ise bu yolculukta vazgeçilmezdir ancak asla hedef olamaz. İnsanoğlu düşünen olması hasebiyle ve başlangıçta söz olması dolayısıyladır ki nazarî bilgiye uğraması zorunludur. Sezgisel, entelektüel bilgi ise gerçek ilahî bilgidir. Muhakeme her ne kadar manevî sezgiye sebebiyet verse de entelektüel sezginin varlığında gerçekliğe doğrudan nüfuz etmesi, pek çok farklı mümkünü, kişinin sezgiyle algılaması tabiileşir. Bilgi ve sezgi ile donatılmış kalp gözünün ise böylece bütüncül görmesi gerçekleşmiş olur. Gerçek yalnızca Mutlakın kabulüyle metafizik boyutta kendini dışa vurabilir ve akıl tüm boyutlarıyla ancak metafiziğin varlığında kendini gerçekleştirebilir. Anlaşılıyor ki Metafizik algının varlığında akıl ve idrak, birleyebilen olarak sınırlarından kurtulup yükselir.

İnsan idraki dışında, bilen bilinç ve bilinen nesne birbirinden bağımsızdır. Yalnız bilme esnasında akılda birlik, idrak gerçekleşir. İlahi olanı bildiğinde insan, bilen ve bilinenin akılda birlenmesiyle, tanrı-insana dönüşür. Tanrı-insanın baktığında gördüğü ise zahirde dünya iken batında ilahî gerçekliktir. Baktığı şey, gerçek anlamda varlığa katılmış gibidir. Bu durum; Tanrı âlemi gören, görmesiyle yaratan Gözdür',  ifadesindeki gözün, insandaki yansıması olarak kalp gözüne işaret eder.
   
                                                                                  *    *   *

Yazımızın Kalp Gözü kitabına dair bütüncül ve kâmil bir anlatımdan ziyade anlamaya yönelik bir giriş yazısı olduğunu söylememiz gerek. Schuon bu kitapta ayrıca, metafizik gerçeklikleri ifade biçimi olarak sayılar, şekiller, semboller ve sayıların kozmik suretleri, iman, amel, akıl ilişkisi ve iman, bilgi ilişkisi,  kötülük (teodise) meselesi ve bu meseleye dair düşünürlerin yaklaşımları, tanrı-insana dair anlatımlar, suçluluk ve kefaret, akıl muhakeme ve idrak, makrokozmos ve mikrokozmos, tefekkür, sembol gibi pek çok temel konu ve kavramı farklı başlıklar altında kapsamlı olarak işlemiştir.


 
Kaya, Hümeyra

Son Yazıları
• Bir Merkeze Sahip Olmak
• İslam ve Ezelî Hikmet
• Kalp Gözü
• Dinlerde Biçim ve Öz
• Varlığın Mertebeleri
• Modern Dünyanın Bunalımı


Kavram Sözlüğü


Kitap Tahlillerinizi gönderin, yayınlayalım!
Tasarım GORAL