taht-ı kadem
youtube twitter
Schrödinger´in Kedisi - Kâbus Romanı’ndan Ön-İnsan Mottoları / Alev Alatlı

 
 


“Yirminci Yüzyıl Modernizmi, erkeksi bilincin açılım, kazanım ve nesne olarak kadınsı bilinç üzerindeki hükümranlık sürecinin sonucuydu!..” (Alatlı, 2012: s.8)

“…eski Türkiye toplumu, soyutlama yetisi gelişmemiş ön-insanlardan ibaretti…” (s.315)

“Eski Türkiye'nin insanları, anacılığın baskın olduğu bilinçsizlik döneminden çıkamadıkları, 'ön-insan' hüviyetini aşıp bireyselleşemedikleri için, bağımsız düşünme ve soyutlama yetisini kazanamamışlardır.” (s.33)

“…eski Türkiye'de çocukların temel büyüme ortamının ‘kadınlar topluluğu’ olduğunu hatırlattı.” (s.36)

“Baba-çocuk ilişkileri annenin aracılığından geçerdi.” (s.37)

“Dişi imgenin egemenliğinde büyüyen kız ve erkek çocuklar, biz toplumu oluştururlardı.” (s.37)

“Biz toplumu, ben'in sürüden ayrılmasına, ‘uçmasına’ izin vermeyen toplumdu. Eski Türkiyelilerin ‘yaratıcı’ olamamalarının nedeni de buydu.” (s.37)

“Eski Türkiye kadınsı bir toplumdu ve bu niteliği teknolojik ilerlemesini önlemişti.” (s. 32)

“…Erkeksi ilke güçlü olmadığı için, soyutlama ve yansılayarak canlandırma yetileri de gelişmemiş. Nitekim felsefe, matematik, teorik fizik, sanat, hatta ilahiyat gibi alanlarda fevkalade başarısızdılar.” (s.53)

“Erkeksi ilke olmayınca, benlik, haysiyet, vakar gibi insanoğluna özgü uyartanlar yoktur.” (s.35)

“…eski Türkiye'de demokrasinin hiçbir zaman işlememiş olmasının temel nedeni, özgürlükten korkan insanların ‘aile’ yapılanmalarına sığınmalarıydı.” (s.94)

“Türkler hemen bütün tarihleri boyunca, meselelerini soyut öğretileri daha da geliştirerek daha ileri seviyelere taşıyarak çözmek yerine; kısa, pratik, elle tutulur, ihtiyaca hemen cevap veren kadınsı çözümlere rağbet etmiş, kadınsı çözümlere güvenmişlerdir.” (s.495)

“…çocuktum, erkeklerin kronik huysuzluğa yakalanmış çocuklar olduklarını keşfettim. Büyüdüm, arsızlıklarından bezdim. Yetişkin ilişkilere hasret kaldım.” (s.475

“…o yıllarda Türkiyelilerin bilinçaltına iki unsurun egemen olduğunu göreceksiniz. Bunlardan ilki seks, ikincisi hükümranlıktır” (s.32)

“Hükümranlık, anacılığın pençesinde kıvranan erkeğin doğal özlemidir…” (s.503)

“Bilinçaltındaki hükümranlık özlemi, Türk erkeğinin eril öğeye duyduğu özlemin yansımasıdır.” (s.37)

“Bilinçaltına egemen olan seks, hükümranlık ve çok yaygın ensest ilişkisi, eski Türkiyeliler'in anne/kadın doğaya saplanmışlıklarına işaret ediyordu.” (s.53)

“Ensest, dişisi olmayan eski Türkiye erkeğinin kendisine kadın yaratma çabasıydı.” (s.504)

“Sert bilinen Türk erkeği, aslında, annesiyle uzlaşmaya çalışan bir ön-insan hüviyetindedir.” (s.38)

“Türkiye kadınında analık duygusundan bütünüyle kurtulmuş bir aşka hiç rastlanmadığını düşünürdüm.” (s.316)

“Bilinç öncesi dönemini yaşayan ön-insanlar, idrakten yoksundurlar. Tıpkı bir çocuk gibi, yakın çevrelerinde bulduklarına tutunurlar. Değişiklik istemez, değişiklikten rahatsız olurlar. Gözlerini kapatırlarsa onları rahatsız eden gerçekliğin ortadan kaybolacağına inanırlar.” (s.90)

“…porno seyretmemek gibi bir irade, hiçbir çocuktan, ön-insandan, beklenemez.” (s.602)

“İnsani varoluş, bilinçliliktir.” (s.52)

“İnsanın ve insanlığın gelişim öyküsü, bilincin gelişim öyküsüdür.” (s.33)

“Bireyselleşme sürecindeki insan, bilincin bilinçli olmayandan ayrışması, özgürleşmesi güçlenmesi, zenginleşmesi evrelerinden geçer.” (s.33)

“Bilinçlilik, anne/doğadan ayrılmış, göbek bağını kopartmışlığa karşın, yaşamı sürdürme olasılığının ilânıdır.” (s.34)

“Bilinç ve bilinçlilik veri değil, kazanımlardır.” (s.34)

“…yaşamın özü, sorumluluğumuzu üstlenme doğrultusunda gösterdiğimiz çabalardır.” (s.35)

“Doğmak demek, çaba gerektirmeyen bir durumdan kendi eylemlerinin sorumluluğunu üstlenmeyi gerektiren bir yaşama geçmek demektir.” (s.34)

“…‘bilinç eşittir insan’ demek istemiyoruz…” (s.38)

“Bilinç insan için olmazsa olmaz bir kazanım olmakla birlikte, bir ara aşamadır.” (s.38)

“Bireysel varoluşun, bireyselleşmenin motor eylemi Babacılık'tır.” (s.34)

“Sağlıklı ön-insan/çocuğun kendisini anne/doğanın kurallarından kurtarması, erkeksi bilincini 'güçlendirmesi beklenir. Güçlenen erkeksi bilinç, doğa ve maddenin temsilcisi dişili egemenliği altına alacak, doğa/annenin inisiyatifi kaybolurken, yaratma iradesi ve hükümranlık hakkı erilin eline geçecektir.” (S.34)

“ …anne/kadın, ocağın, ailenin, kökenin, var olanın koruyucusu olarak kalırken, oğul/baba/erkek, ideallerin, fetihlerin, tek tanrılı dinlerin, ideoloji ve ütopyaların taşıyıcısı sıfatıyla, yola/ufka yelken açar.” (s.34-35)

“Türün, ocağın, ailenin, kökenin, var olanın koruyucusu olan anne/kadın, her koşul altında, yaşamayı seçecektir,”… Çamur gibi, çirkef gibi, bir Lânetli gibi de olsa, yaşamayı seçmek, yaşayakalmayı kurallara bağlayacak,” (s. 493)

“Okumakla yaşamak arasında bir tercih söz konusu olduğunda, yaşamayı dayatanın kadınsı öğe olduğuna işaret etmeliydiniz.”  (s.493)

“…okumaktan/öğrenmekten çekinmenin bir diğer telmihi de, erkeksi öğenin dışlanmasıdır.” (s.493)

“‘Kur'anı okumayan İslamcılara karşı Marks'ı okumayan sosyalistler! Tencere yuvarlandı kapağını buldu.’ Derken, bizimkilerin ‘meselesi’nin aslında bin dört yüz yıllık bir alışkanlıktan ibaret olduğundan kuşkulanmaya başladım: Yaşamayı okumaya tercih etmek alışkanlığı” (s.227)

“Yaşamayı okumaya, öğrenmeye tercih etmek alışkanlığı burada da karşımıza çıktı. Hıristiyanlığı bilseydik ondan İslâm şeriatından kaçtığımız gibi kaçardık, bundan eminim. Ama bilmiyorduk. Bilecek donanımımız da yoktu. Sonra, Aziz'leri anma günleri hoştu. Sevgililer Günü, Cadılar Bayramı.” (s.586)

“…eski Türkiyeliler, akıllarının kendilerine yettiğinden hiçbir zaman kuşku duymamışlardı. Zekâya bilgiden her zaman ve çok daha fazla değer vermişler, dayatılan gerçeği öğrenmek için değil, kendi düşündüklerini, kendi inandıklarını, kendi gerçeklerini doğrulamak için okumuşlardı.” (s.228)

“Niye okudunuz? Niye çalışıyorsunuz? Karnınızı doyurabilmek, güzel bir karşı cinsle beraber olabilmek için, değil mi?” (272)

“…eski Türkiye'nin ön-insanı öylesine masumdu ki, ne Türk ne Kürt ne de Laz 'babalar' kimlerin hizmetinde olduklarını bilebildiler.” (s.652)

“Bireysel özgürlüğü, insanın, kralların hâkim olduğu bir devletin köleliğinden kurtulup, millet'in hâkim olduğu bir devletin kölesi olması şeklinde algıladılar.” (s.83)

“…bizler öyle masumduk ki, mağduriyetimizi açıklayan her bir söylemin peşinden gitmemiz kaçınılmazdı. Söylem, ne kadar kesin, ne kadar basit ve indirgemeci ise, o kadar inandırıcı, o kadar rahatlatıcıydı. Bizler büyük sözü dinleyen ön-insanlardık, yeterince otoriteyle söylenen her şeyi derhal uygulamaya şartlanmıştık. Sorunlarımızın temel nedeninin irtica olduğu mu söylendi, İmam Hatip okullarını anında kapatıyorduk. Kültürsüzlüğümüzün temel nedeni yabancı dil bilmemek mi, anaokullarına İngilizce dersleri koyuyorduk hemen. Kürt sorununun temel nedeni demokratik hakların yetersizliği mi, af kanunu çıkarıyorduk derhal. Devlet Demir Yollarının kâr yapmamasının temel nedeni çalışanlarının maaşlarını devletten almaları mı, özel sermayeye satıyorduk.” (s.670)

“Dışlanmışlığı normal sandı! O da öyle, rahmetli anam da öyle! Alt olmuşluğu normal ve kaçınılmaz sandılar. Başka yaşamların var ve mümkün olduğunu bilmeyecek kadar masumdular!” (s.187)

“Zaman içinde odun sobasına şafranelik atfedenlerden de, Anadolu köylüsünün safiyetini yitiriyor olmasına hayıflananlardan da nefret ettim. Safiyet diye yücelttiğimiz ilkellikti çünkü.” (s.88)

“Özgürlüğün bedeli masumiyettir. Ver masumiyetini, al özgürlüğünü.” (s.42)

“'Özgürlüğün bedeli masumiyettir. Ver masumiyetini, al özgürlüğünü,' demişler, 'Ama hakkında bilgi sahibi olmadığın şeylerin ardına düşmeden iyi düşün. Masumiyetini yitirenin dili lal olur. Kurtlar, kuşlar anlatırlar da dertlerini, sen anlatamazsın! Kanıtladığın dünyaya uymaz. Dünyaya uyanı sen kanıtlayamazsın!'” (s.42-43)

“Ne tuhaf! Ben, herkesle beraber -mış gibi, inanıyormuş gibi, seviyormuş gibi, sayıyormuş gibi, aldırıyormuş gibi, kızıyormuş, isyan ediyormuş gibi yaparken daha masumdum…” (s.375)

“Törenler ülkesinde bana ayrılan rolü oynamaya çalışırken daha masumdum.” (s.375)

“'Bir Türk dünyaya bedeldir,' derken, daha masumdum.” (s.375)

“İstanbul, dünyanın en güzel şehridir, derken daha masumdum.” (s.375)

“'Kendine özgü, eşi menendi olmayan bir ulusum var' derken, daha masumdum…” (s.375)

“'…imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitleyiz' derken daha masumdum.” (s.376)

“Saklılığa, gizliliğe, kol kırılır yen içindeye, kan kusup kızılcık şerbeti içtime, İncili Kaftan aldatmacasına burun kıvırırmış gibi yaparken, daha masumdum. “ (s.376)

“Politikadan iğrenir, basına, aydınlara suç yüklerken, daha masumdum.” (s.376)

“Her türlü musibetin hesabını KOALİSYON'dan sorarken, daha masumdum.” (s.376)

“Masumiyeti yüceltmediğim, masumiyete karşı uyanık davrandığım zaman bile daha masumdum.” (s.376)

“…masumiyetimi yitirmemek için aptal yerine konma, aşağılanma pahasına direndim!” (s.43)

“Hem korkuyorsunuz cinsel bilgiden, bilgili olmaktan hem özgür olmaktan bahsediyorsunuz. Özgürlük bilgidir, anlamak istemiyorsunuz! Kendinize açsınız! Kendinize susuzsunuz! Asla kitap okumuyorsunuz, gazete bile okumuyorsunuz! İstemiyorsunuz! Bilgili olmaktan korkuyorsunuz!” (s.105)

“…çocuklar ve ön-insanlar özgürlükten kaçarlar.” (s.93)

“…Özgürlük bilgidir…” (s.105)

“Özgürlük, hem bir onur hem de bir umutsuzluk. Suçlu olup da, suçluluğun parçası olmayanlar, suçun bilincinde olmayan köle ruhlular… Bu tipleri çok kıskanıyorum. Özgürlük, suçluluğun en yüce cezası olan ve hiçbir dayanağı olmayan suçluluk duygusu dışında her şeye karşı tam bir duyarsızlaşma anlamına geliyor. Suçlu olduğumu biliyorum, iğrenç derecede, dayanılmaz derecede suçluyum. Olabilecek her türlü cezaya çarptırılmaya hazırım. Ancak, cezalardan hiçbiri beni suçlu olmaktan kurtaramaz. Çünkü ben cezaların en acımasızına, özgürlük cezasına çarptırılmışım. Sonsuza dek ve evrensel olarak mahkûmum. Bundan ayrıca onur duyuyorum.” (s.661)

 
Köklü, Hatice Sevda

Son Yazıları
• İşkenceci
• Schrödinger´in Kedisi - Kâbus Romanı’ndan Ön-İnsan Mottoları
• Schrödinger’in Kedisi Kâbus Romanı´nın Kavramsal Olarak İncelemesi - Ⅲ
• Schrödinger’in Kedisi Kâbus Romanı´nın Kavramsal Olarak İncelemesi - Ⅱ
• Schrödinger’in Kedisi Kabus Romanı´nın Kavramsal Olarak İncelemesi - Ⅰ
• Schrödinger´in Kedisi - Kâbus


Kavram Sözlüğü


Kitap Tahlillerinizi gönderin, yayınlayalım!
Tasarım GORAL