taht-ı kadem
youtube twitter
Karamazov Kardeşler / Fyodor Mikhailovich Dostoyevsky

 



Karamazov Olmak

Aile bireylerinin benzer karakteristik yapıda olmaları sıkça rastlanan bir durumdur. Çocuk, ebeveynlerinden gördüğü özelikleri taklit eder ve buna kendi kişiliğini de ekleyerek aile dinamiğine katkıda bulunur. Mesela anne babanın dakik olduğu bir evde, çocuğun zamanlama anlayışı dakiklik olarak şekillenir ve özelliği kopyalamış olur. Peki ya ailesinden kopuk veya uzakta yetişen bireyler için de bu böyle midir? Derdimiz ne pedagoji yapmak ne de gen mi çevre mi tartışmasına girmek. Derdimiz; biz, biz olurken, kendilik yolunda nerden, neyi, ne kadar aldığımızı anlamaya çalışmak.

Fyodor Pavloviç Karamazov’un üç oğlu Dmitri, İvan ve Aleksey Karamazov, annelerinin vefatından sonra babalarından ayrılmış ve farklı şartlarda yetişmiş, çok farklı karakterlere sahip ve farklı hayatları olan kardeşlerdir. Dmitri babalarının ilk evliliğinden, İvan ve Aleksey ise ikinci evliliğinden dünyaya gelmiştir. En büyük kardeş Dmitri, meslek olarak askerliği seçmiştir ve şehvet düşkünlüğü, zayıf karakter yapısı ile babalarına görünüşte en çok benzeyendir. Elindeki paranın hesabını bilemez ve her daim kendisini meşgul edecek bir sıkıntı oluşturabilir. Ortanca kardeş İvan, soğuk, mesafeli bir yapıya sahiptir. Küçüklüğünden beri kitaplarla sıkı fıkı olmuş, üniversite yıllarında hem çeviri yapmış hem de gazetede yazıları yayınlanmıştır. Kendi kendisini idare ederek hiç kimseye muhtaç olmadan eğitimini devam ettirir. En küçük kardeş Aleksey ise yumuşak huyu ile herkese kendisini sevdirir. Birisinin ona maddi yardımda bulunması çok da gücüne gitmez, bunu iyi niyet olarak anlar. Kilisede eğitimine devam eder ve din adamları tarafından sevilip desteklenir. İşte bu farklı kişileri bir araya getiren şey Karamazov kanıdır.

Karamazov denince akla ilk gelen ya da ilk göze çarpan özellik tutkulu olmalarıdır. Bahsi geçen dört Karamazov da her ne yapıyorsa bunu, tutku ile yapar. Karamazov olmak, yapacağı şeyi severek ve kendini vererek yapmaktır; sadece yapmak fiilinde değil, yaşamın her anında tutkulu olmak demektir. Bir Karamazov tutkusunu kaybederse, tutkusunu kaybettiği fiili, kişi veya durumu da tamamen kaybeder. Bu tutkunun bir sonucu olarak da bir Karamazov, yaptığı eylemin sonucunu göze alır. İşte bu yüzden de hayatında pişmanlığa yer yoktur. Bir Karamazov, yaptığı her ne olursa olsun pişman olmaz çünkü o anki tutkusu ve özgür iradesi ile eylemi yaptığını bilir. O anı bildiği için sonucuna da katlanır. Pişman olmama özelliğinin bir getirisi olarak Karamazov "keşke de" demez. Olan olmuştur ve olacak olanın da olması gerekir. Karamazovların en akıllısı İvan bile – ne yazıktır ki pişmanlık akıllı olmak ile ilgili sanılır – olagelmiş durum karşısında olasılıkları düşünür. Tüm bunların sonucu olarak bir Karamazov, yaptığı bir şeyden pişman olmaz ve keşke demez.

Okurlar bu durumu özgüven olarak da anlayabilirler ama asıl sebep bir durumun gerçeğine verilen tepkidir. Karamazov, tutku ile sever, bağlanır ve inanır. Aleksey’nin kilise azizi ile olan ilişkisi de bu şekildedir, sever ve inanır. Azizin vefatının ardından ölüsünün kokması Aleksey için aynı derecede bir yıkım olur. İnanca göre aziz kişinin ölüsünün kokmaması o kişinin mertebesinin bir göstergesidir ama o kokmuştur. Kilisedeki diğer din adamlarının aksine Aleksey durumu reddetmez, aziz kişiye olan bağlılığından pişman olmaz ama bu durum onu meselenin özünü düşündürmeye yönlendirir. Meselenin özünü düşünmek de durumun getirilerini kabul etmek demektir. Benzer sorgulamalar İvan’da adaletsizliklere karşı duruşunda ve Dmitri’de suçlamalara karşı duruşunda da görülür. Bir Karamazov açık görüşlüdür ama her görüşü kabul edip benimseyecek kadar da kendisini yok saymaz.

Karamazov, şartlara bağlı kalmaz aksine kendi şartlarını kendisi oluşturur. Bunun en açık örneği Dimitri’nin suçlamalara verdiği tepkilerdir. Kendi yaptığı iyi veya kötü şeyleri kabul eder ve bununla yargılanmak ister. Dimitri kendisini savunurken “Ahlaksız olabilirim ama katil değilim” der ve bu kendisinin farkında olduğunu, yaptıklarının ve yapmadıklarının bilincinde olduğunu gösterir. Bütün şartlar Dimitri’nin katil olmasını gerektirirken o, bunu yapmamayı seçmiştir. Mahkeme onu suçlu bulduğunda ise üç kardeş de şartlara bağlı kalmaz ve ne yapılması gerektiğini bilir.

Karamazov olmak demek evin yaramaz çocuğu olmak demektir. Onların her biri görülmek ve saygı duyulmak ister ama Karamazov kanı damgasıyla toplumdan beklenen ilgiyi farklı şekilde görürler. Karamazov, toplumun ‘böyle olma’ dediğidir. ‘Böyle olma’ derler çünkü kimse Karamazovları anlamaz veya anlamak istemez. Hâlbuki Karamazov, basit olandır ve hiç kimse, hiçbir zaman bu kadar basit olduğuna inanmak istemez. Toplum kötüye kötü diyebilir ama ondan kendisine ne kadar düştüğünü söyleyemez; bu yüzden toplumdaki bütün kötülüklerden sorumlu tutacağı bir günah keçisine ihtiyacı vardır. Ona bakarak tüm kötülükleri ondan görür ve kendisini temize çıkarabilir. Bahsi geçen toplumda bu görev Dmitri’ye verilmiştir ondan önce ise babası toplumun kötüsü konumundadır.

Yanlışa yanlış demek, doğrusunu göstermeden bir işe yaramaz ve bir çözüm olmaz. Kitabın karakterlerinin çıkmaz noktası da işte buradadır. Kimisinde bilgi eksikliğinden kimisinde ise düşük karakter yapısından doğrunun ne olduğunu bilemezler. Yanlışa yanlış demeleri sezgisel ve içgüdüsel kalır. Bütün bu özellikler ve değinemediğimiz birçoğu da bir araya gelince Karamazovluk da oluşmuş olur. Karakterlerimiz istese de istemese de o kanı ve huyu taşırlar. Bunu farklı şekillerde gösterseler de onlar birer Karamazovdur.



 
Kırbaşoğlu, Kevser

Son Yazıları
• Karamazov Kardeşler
• Savaş ve Barış


Kavram Sözlüğü


Kitap Tahlillerinizi gönderin, yayınlayalım!
Tasarım GORAL